İŞ VE MESLEK AHLAKI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

İnsanın çalışmasıyla ilgili her uğraşı "iş"tir.  Belli bir uğraş, küçük veya büyük bir amaç için yapılan şeyler iş olarak tanımlanabilir.  Meslek ise daha farklı bir tanım gerektirmekte.  Aslında mesleğin yalın tanımı "yol" demektir.  Yaşama ve geçim sağlama için tutulmuş yol.  İş veya meslek, insan yaşamının hemen hemen tümünü kapsar.  İnsanoğlu doğduğu andan itibaren uğraşı içerisindedir.  Bebeğin karnının doyması, altının temizlenmesi için onun bile işi vardır; ağlamak, bağırmak...

İşin uygulanması sürecinde, gözardı edilemeyecek bir boyut var ki, o da "ahlak".  Yemek pişiren insan, kullandığı malzemeyi yıkamadan tencereye atıyorsa iş ahlakına aykırı davranıyor demektir.  Bir insan içtiği süt veya ayran şişesini suyla çalkalamadan geri gönderiyorsa bu da yanlıştır;  çünkü o anda sütü içip bitiren insanın işi şişeyi yıkamak olmalıdır.  Bir eğitimci ya da konuşmacı, kullandığı beyaz tahta kaleminin ucunu açık bırakıp kalemin kurumasına sebep oluyorsa, bu da bir iş ahlakı sorunudur.  Bir yöneticinin;  "Ben yaparım, ama sen yapmamalısın" tarzındaki yaklaşımı ahlak kısırlığının işaretidir.  Yani ahlak uzaklarda değil, hemen her yaptığımız işin bir yerlerinde mutlaka var.  Buradan şöyle bir düşünce çıkarabiliriz;  insan işini yaparken, gerekli olan irili ufaklı, önemli önemsiz her kurala uymalıdır.  Demek ki, ahlakın kurallarla yakın ilişkisi var.  Onlar işbirliği içinde olmalılar, bu işbirliğini sağlayacak faktör ise "insan"...

 

Ahlak konuları her dinde kişiler üzerinde kuvvetli bir şekilde işlenmiş, hukuksal anlayışta da kesin yaptırımlarla hissettirilmeye çalışılmıştır.  Zira insan ilişkilerinin temeli ahlaka dayanır, onun güçlü oluşu, ilişkilerin ve yaşama şartlarının güvenilir ve sarsılmaz temellere oturtulmasını mümkün kılar.  Kurallar ve disiplin, bireysel ve toplumsal ortak çıkarlar için gereklidir.  Ahlakın geriye itilerek, kişisel çıkarların ön plana alınmasıyla "vicdan" bilinci de yok edilmektedir.  Kuralsızlık, beraberinde çözümsüzlüğü getirecek, bu durum ise insana acı ve hüzün verecektir.

 

Meslekle ilgili ahlak cephesi daha da sorumluluk ister.  Yönetim bilimleri mesleğin tanımını yaparken;  bilimsel niteliği olan sistemli bilgiler topluluğu, bu bilgilerin uygulamaya dayalı kişisel becerileri içeren, sorumluluk duygusu ve meslek ahlakı gerektiren bir olgu olduğunu söyler.  Buna göre bir mesleğin okulunu bitirip, deneyim kazanmak yetmemektedir, mesleğin sorumluluğunu taşımak ve mesleğin ahlaki kıstaslarına uymak gerekmektedir.

 

İlkeleri ve töreleri olmayan meslek olamaz, olmamalıdır.  İnsanlar mesleklerini seçerlerken ilke ve törelerine uyum sağlayacaklarsa, saygılı olacaklarsa o mesleğe talip olmalıdırlar.  Hipokrat yemini etmiş bir doktoru gece yarısı bir hastaya götüremiyorsanız o yeminin ne önemi olabilir?  Mesleki bilgi ve becerisini ahlak fukaralığı üzerinden maddi kazanınca dönüştürmek isteyen bir avukatı, mühendisi, öğretmeni, müteahhiti, yöneticiyi vb. nasıl içinize sindirebilirsiniz?

 

Mesleki ilke ve törelerin de üzerinde olan bir kavrama daha işaret etmek gereklidir;  halka hizmet ilkesi... Eğer insan tek başına yaşamaya yeterli bir cannlı değilse, onun bir takım toplumsal sorumlulukları var demektir.  Toplum içinde birbirini tamamlayan meslekleri icra edenler, yaptıkları her işte, işlerinin her bir işleminde bu sorumluluğu duymak zorundadırlar.  Çünkü hepsi birbirini etkilemekte;  her insan, diğer insanların yaptıklarından etkilenmekte, ya da kendi yaptıkları başkalarını etkilemektedir.  Peki bunlar olumsuzluklar manzumesi olarak karşımıza çıkıyorsa, insanlar sürekli birbirleri için elem ve acı kaynağı oluyorlarsa, nerelerde hata yapılıyor?

 

Öncelikle "ben" ego duygusu işletiliyor.  Her canlıda görülen bu duygu, insanda dengeli ve ölçülü olmalıdır.  Çünkü onun aklı vardır, yanlızca kendini düşünen insanın herhangi bir canlıdan ne farkı kalır?  Maddi ve manevi yönlerden sürekli kendisinin kazanmasını isteyen bir insan, toplum için zararlı olmaya başlayacaktır.

 

İşletilen diğer bir duygu "adam sende" anlayışıdır:  "Benden atlasın da, nerede patlarsa patlasın", "Ben mi düzelteceğim", "Bu kadar maaşa bbu kadar iş" gibi yaklaşımlar, ne yazık ki yine toplumsal ilişkilerin çürük bir zemine oturtulan mantıksal yapılarıdır ve birey kaynaklı bu çıkış, sosyal erozyonun başlangıcı demektir.

 

Bir başka husus koruma-korunma duygusudur.  İnsan, fiziksel, sosyal ve ruhsal korunma ihtiyaçlarını fazlasıyla hisseder, ancak koruma güdüsünü yanlızca yakın çevresi için işletir.  Sosyal çıkarları farketmez.  Oysa herkesinde korunma ihtiyacı olduğunu düşünmesi gerekmektedir.  Bunun sağlanabilmesi için ancak ve ancak ahlaka ihtiyaç vardır.  Ahlak erdemdir, erdem ise bilgidir.  Eğitimli, okuyan, düşünen, bilgili bireylerden oluşan toplumlar herhalde ahlak anarşisinin yaratacağı yıkımlardan da kurtulacaklardır.

 

Tarih, insan için mücevher kıymetinde bir bilim dalıdır.  İnsan, geçmişle bugün arasındaki bağlantıları beyninde kurguladığı oranda çıkmazlara yol bulabilir.  Tarihimizde öyle bir değer var ki, bize bıraktığı her sözcük ahlakı anlatıyor, bilgiyi ve bilgeliği anlatıyor;  Yunus Emre... ve o herkesin birbirini düşünmesine davet eden şu dizeleriyle bizlere yol gösteriyor: "Çalış, kazan, ye, yedir;  bir gönül ele getir / Yüz Kabe'den yeğrektir, bir gönül ziyareti".

Bu Yazıyı Ekle

Facebook   
 

Yazar?m?z?n Di?er Yaz?lar?

Giriş Formu
Her Gün İki Söz

Türkçe Sözlükten :   konut dokunulmazlığı   isim, hukuk Belli hukuki şartların dışında, kişilere ait konutlara girilememesi, arama yapılamaması ve eşyaya el konulamaması hakkı.

Yabancı Sözlükten :   amnezi    Fransızca amnésie tıp "1. Büyük sarsıntı, humma vb. yüzünden belleğin bozulması veya kaybolması biçiminde beliren ruh hastalığı, 2. Belleğin kısa bir süre durup işlememesi." anlamlarındaki bu söz için Kurumumuzca bellek yitimi karşılığı önerilmiştir.

Bir Yazım Kuralı : Kitap adları ve yazı başlıkları cümle içerisinde tırnak içine alınır: Yahya Kemal'in bazı şiirleri "Kendi Gök Kubbemiz" adı altında çıktı.(Ahmet Hamdi Tanpınar)