BİR KÜLTÜR MESELESİ
Bilgi evrensel, aklın yolu ise birdir. Batıda sanayi devrimiyle başlayan gelişme süreci, bütün dünyayı etkiledi ve hâlâ da etkilemekte...Teknik bilimlerin yanı sıra, sosyal bilimlerde, özellikle de yönetim biliminde ortaya konulan kuramlar, bugün bilgi ya da iletişim çağı olarak anılan dünyamızda, herkese yol gösteriyor. Ancak, şurası bir gerçektir ki, Türkler yönetim geleneği olan tarihi bir geçmişe sahip bir millettir. “Türklerin ticaret sistemleri pratikti, ekonomik hayata yenilikler getirmişler, çek vermek suretiyle, tacirlerin karşılıklı iş yapma usûlünü yaymışlardı. Çek kelimesi, Avrupa dillerine Doğu’dan ve Arapça ‘Sak’ kelimesinden geçmiştir. Türkler için ticaret; doğruluk ve emniyete dayanıyordu. Arap ve Bizans yazarları Türk tüccarlarının dürüstlüğünü bir çok yazılarında kaydetmişlerdir.” [1]
Türk kağanları ve devlet adamları, coğrafya şartlarının ve aldıkları terbiyenin neticesi olarak realist adamlardı. Bilge Kağan’ın gerçekçiliği ve hadiseleri en tipik açılardan yakalayıp görebilmesi Orhun Kitabeleri’nde (735) canlı bir şekilde belli olmaktadır. [1]
Ben Bilge Kağan:
- Tek başıma yurdu idare ettim,
- Çinlilerin altınına, gümüşüne, ipeğine, tatlı sözüne, değerli hediyelerine kapılmadım,
- Dağılmış milletimi bir araya topladım,
- Atalarım Bumin Kağan’a, İstemi Kağan’a lâyık bir evlât olmaya çalıştım,
- Atalarım öyle bilgelikle, öyle güzel törelerle Türk ülkesini idare ettiler,
- Üstten gök çökmedikçe, alttan yer delinmedikçe, bil ki Türk yurdu, Türk töresi bozulmaz,
- Ey Türk milleti, kendine dön! Su gibi akıttığın kanına, dağlar gibi yığdığın kemiklerine lâyık ol,
- Gece uyumadım, gündüz oturmadım; ölesiye çalıştım, yoksul milletimi zengin ettim, Türk milletini, bütün milletlerden üstün kıldım.”
Bugün Türkiye’de yönetimi başarıyla uygulayan nice yönetici var. Bunların hemen hemen tamamı kendi akıl süzgeçlerinden geçirdikleri bilgilerle, insancıl yaklaşımlarıyla yöneticilik yapıyorlar. Uzun yıllardır yöneticilik yapan ve şirketlerini ülke çapında, hatta ülke sınırları dışında önemli konumlara getiren ‘Lider Yöneticilerimiz’ hiç sanmıyoruz ki Tony’nin, Peters’in, Moller’in, Semler’in vb. nın seminerlerinden aldıkları ‘altı şapkalı düşünme tekniği’, ‘liderliğin 12 kuralı’, ‘dinlemenin 10 koşulu’, ‘Saturn ya da Nordstorm hakkında 20 püf noktası’ vs.den aldıkları feyzle başarıyı yakalamış olsunlar!... Belki onları da izliyorlar, kitaplarını okuyorlardır, ancak ‘Halep oradaysa, arşın buradadır.’ Aklımız bize yeter, yeter ki kendi değerlerimize inanalım, insana insanca davranmaya gönüllü olalım. Atalarımızı unutmayalım, neler yapmışlar araştıralım, tarihten dersler alalım.
Aklımız bize yetiyor ve artıyor da, ama onu etkili şekilde değerlendirmeyi bilmiyoruz. Avrupa karanlık çağlarını yaşarken, pek çok icat Türkler tarafından bulunmuş, ne yazık ki, zaman içinde yabancılar onları kendilerine mal etmişlerdir. Tıpta, felsefede, matematikte, astronomide, mimaride, edebiyatta nice eserler, görüşler ve buluşlarda bizim katkımız vardır. Fakat bunun böyle oluşunda kayda değer ve etkili bilgisi yoktur günümüz Türk insanının.
1717-1718 yılında İstanbul’da İngiliz elçiliği yapan Wortley Montagu’nun eşi Lady Mary Montagu,[2] o yıllarda korkunç bir hastalık olan çiçek hastalığına çareyi Türklerin bulmuş olduklarını ve kendi çocuğunu da aşılattığını, İngiltere’deki dostlarına yazıyor. “Türkiye Mektupları” isimli kitabında bunları belirtirken, “İngiltere’deki doktor dostlarım darılmasınlar ama...” diye ekliyor. Daha sonraları (78 sene sonra) tıp dünyasında ‘Jenner Aşısı’ adıyla tarihe geçecek olan çiçek aşısının mucidi olarak İngiliz doktor Jenner’in tıp ansiklopediklerinde yer aldığını görüyoruz. [3]
Bilimsel çalışmaların son aşamasını ‘Raporlama’, diğer bir ifadeyle yazılaştırma oluşturur. Eğer bulunan bir yenilik, yapılan gözlem ve deneylerin sonucu raporlaştırılıp kayıt altına alınmazsa, insanlığın hizmetine girmesi de mümkün olmayacaktır. Ayrıca bilimin birbirine eklenerek yeni ürünler ortaya çıkarılması da belgelemeyle sağlanabilir.
Tarih çok ilginç bir alan. Yalnızca Prut Savaşı’nın 1711’de yapıldığını, anlaşma sonucundaki maddelerin neler olduğunu ezberlemek için okunmamalıdır. Tarih, tarihten ders almak için okunmalı, oradaki olaylardan çıkarılan dersleri yaşanan güne uyarlamalıdır. Hatalardan pay alıp, hataya düşmemek için kafa yormalıdır. Uluslararası saygınlık kazanmanın ulusal kişilik sahibi olmakla gerçekleşebileceğini hepimiz kabul ediyoruz. Bireysel olarak düşündüğümüzde, başka birisini taklit etmeye çalışan insanlar ne kadar itici geliyor gözümüze. Doğal ve kendine özgü olmak güzel. Türk folkloru göz kamaştıran renkler cümbüşü ile ruhu okşar; kırmızı, yeşil, turkuvaz, mavi, sarı, mor; insanın içi açılır renkler dünyasında. Müziği ve sazları öyle, şiirlerinde doğa, çevre, insan sevgisi, ilâhi temalar işlenir. Güzel sanatlar, minyatür, hat, ebru, oymacılık vb. harika güzellikler sunar. Erdeme ve insan hasletlerine yönelik; yardımseverlik, komşuluk, misafirperverlik, alplik, erklik, yiğitlik gibi yüce duygular hep bizimdir.
Neden bunları itmeye çalışıyoruz? Gün ışığına çıkarsak ya... Batı’dan yönetim guruları çağırıp, bildiğimiz, ama unutmaya yüz tuttuğumuz şeyleri onların ağzından dinleyeceğimize biz onlara kendi gurularımızı dinletsek ya...
GÜLBİN GÖRAL
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
[1] a.g.e. S. 97
[2] Montagu, Lady, Türkiye Mektupları, Çev. Aysel Kurutluoğlu, Tercüman 1001 Eser, 12, Kervan Kitabevi
[3] Dr.Kemal Saracoğlu, Ansiklopedik Halk Doktoru, Yeni Mecmua Yayını, İstanbul, 1946



