ATLAMAK, ANLATMAK, ANLAMAK
Üzerinde belki senelerdir yıkayıp yıkayıp giydiği bluzu, altına uydurduğu bir etekle sınıfın kapısında bekleyen, kaşları kara, saçları ak bu kadın da kim? Kenarlarından yer yer iplik çıkıntıları çıkmış çantasına X ışınlarıyla bakıldığında sadece onu eve götürecek kadar parası olduğu görülüyor. Ürkek, mahçup, ezik…Onun adı Mahcube… Üzerinde tayyörü, tayyör ceketinin içinde uyumlu ipek fuları, hakiki deri ayakkabılarıyla öğretmenler odasındaki koltukta oturmuş bekleyen ya öbür kadın kim? Atak, konuşmaya hazır, güvenli…Onun adı ise Güvende…
İkisi de anne ve sazları var ellerinde ve birazdan alıp sazı söyleyecekler. “Ne olur hocanım, kızım çok çalıştı, onun geçmesini sağla. Dersini geçsin. Bu sene de harç parası vermem imkânsız….. çok zorlanıyorum…... kardeşi başka şehirde okuyor, bunları okutmaya çalışıyorum….... bir yerde yemek pişiriyorum….. temizlik yapıyorum…” bunları söylerken utanıyordu… Mahcube Hanım’ın gözlerinden akan yaşlar, talihsiz yılların, kenar mahalledeki evinin küçük odalarını saçıyla süpürmüş bir ananın dile getirmediği, ama gözlerinden akan hikâyesiydi. Onun çektiği sıkıntıları anlamak için şahit aramaya hiç mi hiç lüzum yoktu. Güvende Hanım, buraya geliş sebebinin, kızı Amerika’da kursta olduğu için gelemediğini, onun yerine kendisinin geldiğini, diploma alabilmesinin bu bir dersi vermesine bağlı olduğunu söylüyor, anlayışlı hocalarının, yani bizim, ona anlayış göstermemizle mümkün olabileceğinin altını çiziyordu. Sınavda geçmesi yönünde bir söz alabilirse, kızına sınav tarihini bildirecek, o da uçağa atlayıp gelecekti…
Bir tarafta hayat engellerini atlamaya çalışan bir insan, diğer tarafta uçağa atlayabilen biri. Şu halde yaşam atlamalardan ibaret.
Herkesin bir hikâyesi vardır ya, anlatmak gerektiği an, onu dinleyecek birilerini bulmaktır önemli olan. Anlatılan dinlenmedikten, yazılan okunmadıktan sonra ne işe yarar? Anlatan insan, dinleyen insan. İşte ortaklık burada. Ve bir ortak yön de, ne olursan ve kim olursan ol; içinden çıkamayacağın durumlarda yardım isteyeceğin kişiler olacak. Bazen gözyaşın, bazen paran işe yaramayacak. Burada bir kavram daha ortaya çıkıyor: Anlamak….Dinleyenin, anlatanı anlaması. O anlayıştır ki, hiçbir araca gerek duymaksızın “insana insan olduğu için” cevap verir. Her hikâyenin bir sonu vardır ya; Mahcube ve Güvende Hanımın kızları diplomalarını aldılar. Ama onlar aynı çıkmazda olduklarını ve yollarının kesiştiğini hiçbir zaman bilmeyecekler. Dünya atlamaya çalışan ve anlatmak isteyen insanlarla doludur. Bu ikisi, üçüncüsü olan anlayışlı insanı arar. Yalnız şunun farkında olan çok azdır: Kendisini bir çıkmazda, bir çukurda diye kabul eden insan, dışarıya atlarsa kurtulacağını sanır, fakat heyhat; başka bir çıkmaza, başka bir çukura atlar…sonucu anlayan da kendisidir. GÜLBİN GÖRAL



