İhmal Edilen Zamanlar

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

Gündelik iş hayatının koşturması içinde kendimize özel olarak ayırmak istediğimiz fakat ihmal ettiğimiz zamanlar vardır. Özellikle ruh sağlığımız için son derece yararlı olabilecek bu özel anlar, “zaman bulamama” bahanesiyle yaşanamaz. Özellikle bahane diyorum çünkü bu anlar hayatımızdan çok zaman alan ve bize mutsuzluk getiren faaliyetler değil, aksine yaşadığımızı hissettiren keyifli anlardır. “Zamanım yok”, “çok yoğunum” gibi bahanelerle ihmal ettiğimiz zamanlar şunlardır:

Sağlığımız: Sağlığın önemini belirtmek içinHer şeyin başı sağlıktır” deriz. Sağlığımız yerinde ise hayatımız anlamlıdır. Bu kadar önem verdiğimiz sağlığımıza ne kadar özen gösteririz? Örneğin birçok kişi bel ağrısından şikayet ettiği halde doktora gitmeye vakit bulamamaktan yakınır. Bu konuda çoğunlukla yapılan en son noktada harekete geçmektir. Yani zamanından çok sonra. Arabasını servise götürenlerin ne kadarı düzenli olarak sağlık kontrolüne gitmektedir? Sağlığımızla ilgili bir başka nokta; fiziksel görüntümüzdür. Kilomuza ne kadar dikkat ediyoruz? Ne kadar sağlıklı besleniyoruz? Ya da ne kadar spor yapıyoruz? Bu konuda da yaygın şikayetler genellikle iş yoğunluğu gerekçesiyle sağlıklı beslenememe ve spor yapmaya zaman bulamamadır. Oysa haftada en az 3 gün yapacağınız 45’şer dakikalık yürüyüşün bile inanılmaz yararları vardır.

 

Boş zamanlarımız: Boş zamanlarınızı nasıl değerlendirirsiniz? Hobileriniz var mı? Son günlerde çevremdeki pekçok kişi “nasılsın” soruma “iyiyim ama çok yoğunum” şeklinde cevap veriyor. Ben de “gerçekten mi? “ diyorum çünkü hemen herkes yoğunluktan bahseder oldu. İnsanlar yoğun olmakla “ben önemli bir insanım” mesajı verdiklerini sanıyorlar ama yanılıyorlar. İnsanın boş vakti olması güzel bir durumdur. Size ait olan, canınızın istediği bir şeyi keyif alarak gerçekleştireceğiniz özgürlük anı.

 

Sevgi ve aşk: Sevdiğiniz insana ne kadar zaman ayırıyorsunuz? Yoksa siz de “Aşka vaktim yok” diyenlerden misiniz? Şimdiye kadar “Bir ay sonra aşık olacağım” diyen birine hiç rastlamadım. Aşkın nerede ve ne zaman karşınıza çıkacağını kimse bilemez. Her an her yerde olabilir. Tabi siz görmek isterseniz.

 

Arkadaşlarımız: Arkadaşlarınızın hayatınızdaki yeri ve önemi nedir? Onlara yeterince zaman ayırıyor musunuz? Siz mi onları yoksa onlar mı sizi daha çok arıyor? Arkadaşlarınızın mutlu ya da üzüntülü anlarında yanlarında olabiliyor musunuz?

 

Ailemiz: Anneniz, babanız, kardeşiniz, ablanız ya da eşiniz. Hepsi sizinle vakit geçirebilmek için can atıyor. Farkında mısınız? Eşinizle en son ne zaman dışarıda yemek yediniz? Çiftler genellikle çocuk olduğunda birbirlerini ihmal etmeye başlarlar. Çevremden de gözlemlediğim kadarıyla çocuk birincil öncelik haline gelerek eşleri kontrolüne almaya başlar. En son ne zaman birlikte sinemaya gittiklerini bile hatırlamazlar. Ayda bir dışarıda yemeğe çıkmak, arkadaşlarınızla vakit geçirmek, sinemaya gitmek gibi anlar mutlu bir evlilik için ihmal edilmemesi gereken zamanlardır. Unutmayın ki çocuğunuz gruba katılan en son kişi. Siz ona değil o size uyum sağlamalı.

 

Kişisel gelişimimiz: Kişisel gelişimimizle ilgili ihtiyacımıza yönelik eğitimler, seminerler, workshoplar ve kurslar bir hayli fazla. Yaratıcı yazarlık kursları, stresle başa çıkma eğitimleri, tahta boyama, takı tasarımı gibi ilgi alanınıza yönelik bir çok etkinlik bulabilirsiniz. Ancak kişisel gelişiminiz için iki şeye ihtiyacınız var: “Merak” ve “zaman”. Bu iki malzemeyi birleştirdiğinizde hem yeni bilgilerle yeni ufuklara yelken açacaksınız hem de yeni bir hobi elde etmiş olacaksınız.

 

Kitap okumak: 2004 yılında Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanan bir raporda ülkemizle gelişmiş ülkelerin kitap okuma oranları karşılaştırılmıştır: Bir Japon yılda 25, İsveçli 10, Fransız 7 kitap okurken ortalamaya göre Türkiye’de 6 kişiye yılda bir kitap düşmektedir. Raporda Japonya’da “ayakta kitap okuma alışkanlığı için” “taşiyomi” kelimesinin kullanıldığına işaret edilerek “böyle bir kelime sözlüğe girdiği halde ülkemizde bırakın ayakta kitap okumayı, evlerdeki kitapların bile yüzüne bakılmadığı ve kitaplar vitrinleri süsleyen bir aksesuar olarak kullanılmaktadır” denildi. (www.ntvmsnbc.com/news) Okumanın, 'boş zaman'ları değerlendirme işi değil, yaşama biçiminin bir parçası ve 'her zaman'ın işi olduğu bilinci, çok küçük yaşlardan itibaren kişilere verilmelidir. Kitap okumak için mutlaka geniş zamanlara ihtiyaç olmadığı, yaşamın günlük olayları arasında okumaya ayrılacak zamanın her koşulda bulunabileceği bilincinin, bireylerin zihinlerine ve yaşamlarına yerleştirilmesi için çaba gösterilmelidir. (Alpaslan, 2001) Uzmanlar, kitap okumak için günde en az 15 dakikanın yeterli olduğu görüşündeler. Kitap okumaya günde 15 dakika ayırmak çok büyük bir zaman kaybı değildir. Bu 15 dakikayı her yerde yaratabilirsiniz. Kuaförde ya da berberde sıra beklerken, kantinde ders aralarında, öğlen yemek aralarında, birini beklerken…Ayrıca çocuklarımıza küçük yaşlarda okuma alışkanlığı edindirmemiz gerekmektedir. Çocuklarınızın daha çok kitap okumasını istiyorsanız ona “kitap oku evladım” demekten vazgeçin. Bunun yerine siz kitap okuyun. Çocuğunuz sizi sık sık kitap okurken görmeli. Çocuk birçok alışkanlığı annesinden ve babasından görerek öğrenir o halde siz okursanız oda okur.

Bu Yazıyı Ekle

Facebook   
 
Giriş Formu
Her Gün İki Söz

Türkçe Sözlükten :   konut dokunulmazlığı   isim, hukuk Belli hukuki şartların dışında, kişilere ait konutlara girilememesi, arama yapılamaması ve eşyaya el konulamaması hakkı.

Yabancı Sözlükten :   amnezi    Fransızca amnésie tıp "1. Büyük sarsıntı, humma vb. yüzünden belleğin bozulması veya kaybolması biçiminde beliren ruh hastalığı, 2. Belleğin kısa bir süre durup işlememesi." anlamlarındaki bu söz için Kurumumuzca bellek yitimi karşılığı önerilmiştir.

Bir Yazım Kuralı : Kitap adları ve yazı başlıkları cümle içerisinde tırnak içine alınır: Yahya Kemal'in bazı şiirleri "Kendi Gök Kubbemiz" adı altında çıktı.(Ahmet Hamdi Tanpınar)