YÖNETİCİDE BASİRET
Bir işi istediğimiz gibi yapamadığımızda veya beklenen sonuç alınmadığında savunma mekanizmamızı hemen işletiriz; “ basiretim bağlandı.”
Sözlüğe baktığımızda, basiretin; “kalp gözü ile görme, görüp, iç yüzüne ve gerçeğine varma” olarak tanımlandığını görüyoruz. Bu tanıma göre, aslında yaşamımızın her saniyesinde karşılaştığımız olaylarda, kalbimizin gözü ile bakmamız gerektiğini anlarız ve yine biliriz ki, insan bir “sistem” dir. Göz, kalp, beyin vb. mutlaka ilişkilerini birlikte sürdürürler.
Pek çok insanın çalıştırıldığı, pek çok üretim etmeninin yönetilmesi gereken işletmelerde, yöneticiye bu konuda çok büyük sorumluluk düşüyor. Beynini sürekli faal tutmak durumunda olan yönetici, kalbini de aynı hızda çalıştırmalıdır.
Bir hafta sonu, iki gün boyunca, büyük bir firmanın eğitimindeydik. Firmanın yönetim kurulu başkanı, eğitime başından sonuna kadar katıldı. Yapılan işin heyecanını bütün elemanlarıyla birlikte paylaşıyordu. Şimdiki zamanı değerlendirirken, geçmişten ders almayı ve geleceğe ait planlarını elemanlarıyla müzakere ediyordu. Onları, “iyi niyetliler, fedakârlar, saygılılar” diye tanımlaması ise, insani ve yönetici kişiliği üzerinde kayıtsız şartsız saygı uyandırıyordu.
Eğitim boyunca biz de, katılımcıların gerçekten iyi niyetli, fedakâr ve saygılı olduklarına şahit olduk. Sorunları dile getirip, hedeflerini açıkça ortaya koymaları ve öneriler sunmaları, ekmek yedikleri firma için bir şeyler yapmak istemelerinin en somut örneğiydi.
İşte burada, yöneticinin basiret sahibi olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Onların nasıl birer insan olduklarını keşfetmiş, optimist yaklaşmış, onların temel ihtiyaçlarından, en üst düzeydeki ihtiyaçlarına kadar kafa yormuş ve bunu hayata geçirmişti.
İşletmenin başarılı bir grafik çizmesi, onu oluşturan insanların iş görme isteklerine bağlıdır. Yönetici elemanlarının bu isteklerini harekete geçirme dinamizmine önce kendisi sahip olduğunda, gerisi kendiliğinden gelecektir. Gerçek bir lider de bu değil midir?
GÜLBİN GÖRAL



