YÖNETİM SANAT MIDIR, BİLİM MİDİR?
Çok tartışılan, üzerinde çok düşünülen bir konudur bu... Yönetimin bir bilim olmadığını söyleyecek kimse yoktur herhalde.
o g
Yıllardır üretilen bilgiler, yazılan belgeler bunun en kesin kanıtı olarak karşımızda. Yönetim okulları, lisans ve lisans üstü çalışmalar...
Yukarıdaki soruyu sorduğumuzda, önce her iki kavramı da incelemekte yarar var: Önce sanat nedir, onu düşünelim; sözlük anlamıyla “Bir duygunun, bir tasarının, ya da güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü, bu anlatım sonucu ortaya çıkan üstün yaratıcılık” ve diğer bir tanımla, “Bir şeyi güzel yapmak için uygulanan kuralların tümü” olarak anlatılan “sanat”ı yönetim olgusu içerisine çektiğimizde, duyguların varlığını, güzelliklerin olması gerekliliğini anlıyoruz. Sanatı ve sanatkârları düşündüğümüzde ise renklerin, şekillerin, sözcüklerin ve notaların içimizde bıraktığı hoş izlenimleri duyumsuyoruz. Âhenk ve zarafet görüyoruz. Sanata dair her şey hoşumuza gidiyor, zevk alıyoruz. O halde yönetimin sanat yönü de bize böylesine güzellikler tattırmalı değil mi? Yönetirken her şey sanatsal bir açıdan ele alınıp değerlendirilemez mi? Bir sanatçının gözlemleyerek motif motif sabırla ortaya koyduğu bir eseri gibi, duyarlılıkla ortaya konulacak ayrıntılar, ilişkiler, davranışlar, işbirlikleri, övgüler birer sanat eseri gibi kompoze edilemez mi?
Sanatçıya baktığımızda, onun ince ruhlu, duygu yüklü, canlılara sevgi ve saygı duyan, onları incitmekten çekinen bir yaradılışta olduğunu fark ediyoruz. Sanatçı renklerden etkilenir, rüzgârın, yağmurun, dalganın sesinden etkilenir, doğadaki her ayrıntıyı yakalar; işte bu olağanüstü sezgi gücü yöneticide de olmalıdır. İnsanları tanıma çabası, onların sorunlarına eğilme duyarlılığı, doğanın bir parçası olan insanı sevme gücü yönetme işlevine anlam katar.
Sanatçıya baktığımızda, onun ince ruhlu, duygu yüklü, canlılara sevgi ve saygı duyan, onları incitmekten çekinen bir yaradılışta olduğunu fark ediyoruz. Sanatçı renklerden etkilenir, rüzgârın, yağmurun, dalganın sesinden etkilenir, doğadaki her ayrıntıyı yakalar; işte bu olağanüstü sezgi gücü yöneticide de olmalıdır. İnsanları tanıma çabası, onların sorunlarına eğilme duyarlılığı, doğanın bir parçası olan insanı sevme gücü yönetme işlevine anlam katar.
Demek oluyor ki, yönetici önce insanlarından etkilenmelidir. Yani etkilenmeye açık, etkilenmeye her an hazır, onların maddi ve manevi kişiliklerini gözlemleyerek tanıma çabasını gösteren kişi olmalıdır. Sanatçı meydana getirdiği eserine nasıl hayranlıkla bakar, onu bir çocuğu gibi özenle değerlendirirse, yönetici de kendi çaba ve desteğiyle oluşturacağı eserine bakarak hayranlık duyabilir. Bu, yöneticinin elemanlarına karşı göstereceği sosyal ve ruhsal yaklaşımları sanatçı gözüyle uygulayarak mümkün olabilecektir.
Sanattan etkilenmeyen insan, sanattan etkilenmeyen çağ yoktur. Yönetimin insanı etkilemesi için onu bir sanatçı gözüyle görmek ve uygulamak herhalde amaca ulaştırıcı araçlardan biri olacaktır. Şimdi burada şöyle karşıt bir düşünce de ortaya çıkabilir: Herkes sanatçı olamaz, o biraz da yaradılış meselesidir, denebilir. Böyle bir düşüncenin yanlış olduğunu söylemek mümkündür, çünkü her insanın ilgi duyduğu bir sanat dalı veya her insanın eser ortaya koyabildiği sanatsal bir alan mutlaka vardır. Zira o “insan”dır; elini kullanılır, güzelliğin içinde yarattığı izlenimleri herhangi bir şekilde dışarıya yansıtabilir.
Yönetimin bilim yönünde söylenecek en önemli husus ise “bilimsel davranış”ın gerekleridir ki, onlar da; hoşgörülü, sabırlı, mücadeleci, tarafsız, yeterli bilgi toplayan, metodik düşünceli, mantığa saygılı, öğrenme ve anlama istekli, ölçülü düşünüp karar veren ve alçakgönüllülüktür.
Gülbin Göral
Nasıl’ı bilen mutlaka bir iş ve meslek sahibi olacak, ama neden’i bilen daima onun âmiri durumunda olacaktır.
H.W. Newman



