DUYGUDAŞLIK (EMPATİ)
Bilindiği üzere, duygudaşlık (empati), bir başkasının hislerini anlama, kendini onun yerine koyabilme demektir. Karşıdaki insanın duygularını ve tavırlarını “sanki o imiş gibi” doğru şekilde anlayabilme çabasıdır. Psikolog Rogers, empatiyi anlatırken “sanki o imiş gibi” niteliğini bilhassa vurgular.
Başkasının hislerini anlamaya çalışma sürecine girmeden evvel, atılmasında yarar olabilecek ilk adım, ona birkaç güzel söz söylemek olacaktır. İnsanlar iltifattan hoşlanır ve insanın doğasında var olan ‘önemli olma’ isteği harekete geçirilmeyi bekler. İnsan ruhunun belki de en fazla açlık çeken bölgesi ‘onay görme’ alanıdır.
Bu düşünceye bağlı olarak ikinci bir adım belirleyelim; kendinize ait bir “dil haritası” oluşturmak. Bu, size ait, sizin kişiliğinizi yansıtacak bir harita olmalıdır; çünkü insanlar konuşarak anlaşırlar ve seçtikleri kelimelerle kişiliklerini yansıtırlar. Söylemek istediğinizi en iyi hangi kelime ile ifade edebiliyorsanız onu kullanmakta sakınca yoktur. Bu demek değildir ki, aklına gelen her şey söylenebilir! Hayatının her evresinde başarılı olmak isteyen bir insan, iyi bir dil haritası oluşturmak zorundadır. Bu haritanın içeriğinde; zamanında konuşmak, düşünerek konuşmak, yerinde konuşmak ve “sihirli sözcükler” dediğimiz; “lütfen”, teşekkür ederim”, “rica ederim”, (gerektiğinde) “özür dilerim” gibi nezaket ifade eden kelimeler olmalıdır. Bu kelimeler yüz yüze ilişkilerde, telefon konuşmalarında, yazılı iletişimde ve hatta e-posta haberleşmelerinde yerine göre mutlaka kullanılmalıdır.
Üçüncü bir adım ne olabilir, diye düşündüğümüzde aklımıza hemen işin “sanat” yönü geliyor. Yine bilindiği üzere, bilim, işin gerçek yanını, sanat ise duygusal yanını ortaya koyar. Her işin ve her mesleğin bilimsel yönü olduğu gibi, her işin ve mesleğin “sanatsal” bir açıdan ortaya konulması mümkündür. Bunu yapacak olan da insandır; çünkü insanın olduğu yerde sanat vardır ve her insanın sanatçı bir yönü bulunur. Sanatçı ruhuyla karşımızdaki insanlara yaklaştığımızda, onların beklentilerini, ihtiyaçlarını sezmemiz elbette daha kolay olacaktır. Aynen bir ressamın, doğadaki renklerin ve şekillerin en küçük ayrıntılarını ve tonlarını fark etmesi gibi...
Empati kurabilmenin önemli bir püf noktası da karşıdaki insanın zihinsel, fiziksel ya da ruhsal durumundan hareket etmektir. “YÜREK” isimli makalemizdeki ebeveyn-çocuk ilişkisinde değindiğimiz bir nokta vardı; baba, henüz küçük bir çocuk olan kızının zihinsel düzeyinden hareket ediyor, ona açıklayıcı bir bilgi sunuyor ve onu faytona binmeye ikna ediyordu.
Böyle bir durum kızgın bir müşterinin ruhsal durumuna anlayış göstermek ve onu sihirli sözcüklerle ikna etmek için de oluşturulabilir. “Evet, sizi anlıyorum ve notunuzu alıyorum, mutlaka sorununuzu çözeceğiz, endişelenmeyiniz.” gibi bir cümle, doğru ve zamanında dile getirilmiş empatik bir yaklaşımdır.
Her şey karşıdaki insanı “anlamakla” başlar; anlamak “iyi dinlemekle” mümkündür. İyi dinlemek ise her halde “insan” olmanın en önemli yanı. İnsanı diğer canlılardan farklı kılan gülümseme, düşünme, konuşma gibi pek çok özelliğin yanı sıra “bir şeyler verebilme” yeteneği ve gücü vardır. İşte yukarıdan beri saydığımız her kavram, duygudaşlıkta karşımızdaki insana yapabileceğimiz ikramlardan en anlamlıları olabilir.
GÜLBİN GÖRAL
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız



