STRES VÜCUDUNUZA NELER YAPIYOR NELER...
Bir tehlikeyle karşılaştığında, vücudun "dayan ya da yok ol" savunma mekanizması harekete geçer. Günümüz insanı her ne kadar stres konusunda kendini eğitmiş olsa da, vücut hâlâ milyonlarca yıl öncesindeki gibi tepki verir.
Stres anında vücut adrenalinle dolar (kalp atışlarımızı hızlandırmak için), kortizol salgılanır (kandaki glikozu enerjiye dönüştürmek için), koşmayı ve vücut dayanıklılığını arttıran diğer stres hormonları da bol miktarda salgılanır. Bu anormal bir duruma karşı vücudun normal tepkisidir.
Gerçek veya olası tehlike anlarında hormonlar o an için önemli olmayan vücut fonksiyonlarını minimuma indirir. İlk önce ikinci plana düşürülen bağışıklık ve sindirim sistemleridir. Eğer stresiniz akut bir durumsa, sorun değil ama eğer stres kronik bir hal alırsa, bağışıklık sisteminin düşmesi vücut için tehlikelidir çünkü her türlü bakteri ve virüslere karşı daha zayıf olursunuz.
Stres vücudu ağrıya ve ufak rahatsızlıklara dayanıksız kıldığı gibi, aynı zamanda kalp rahatsızlıklarına, diyabete ve kısırlığa da yol açabilir.
Kaliforniya Stanford Üniversitesi''nde yapılan bir araştırmaya göre, stres hormonları göğüs kanserinin daha hızlı ilerlemesine zemin hazırlar. Vücudun kansere karşı dayanıklılığını azaltır.
NE YAPILMASI GEREKİR
* Gününüzü öyle bir planlayın ki, kontrolü elinizde tutun. Aşırı yoğunsanız, bazı işlere ve kişilere hayır demekten çekinmeyin. Arkadaşlarınızla değil, işle geçirdiğiniz zamanı sınırlandırın. Araştırmalar gösteriyor ki arkadaşlarla bir gece dışarıda geçirdikten sonra, vücut oksitosin depolar (Oksitosin, stresi azaltan bir hormondur.)
* Vücudunuzun stres sinyallerini görün. Her tarafınızın sivilcelerle kaplanması, sık sık nezle veya grip olmanız, iki de bir boğazınızın şişmesi strese maruz kaldığınızı gösteren etkenler arasında.
* Multivitamin kullanın. Bir hap dengeli bir beslenmenin yerini alamasa da, uzun vadede vücudunuzun besinsiz kalmasını önler.
Stres ve Sindirim Sistemi
Mideniz ağrıyor ve yanıyorsa, sebep muhtemelen yediklerinizdir diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Sabahki trafiğin veya bir gün önce sevgilinizle tartışmanızın iz bırakmayacağını mı düşünüyorsunuz? Hayır, stres sindirim sistemini inanılmaz ölçüde etkiler. Mide yanmaları, mide ağrısı, kramplar ilk göstergeleridir.
Stres her ne kadar mideyi daha çok etkilese de, kalın bağırsak da stresten payını alır. Yemekler midede yalnızca 30 dakika kalırken, kalın bağırsakta, komple bir sindirim yapılana kadar 48 ile 72 saat arası bile kalabilir. Stres hormonlarının salgılanmasından dolayı yavaşlayan sindirim uzun vadede ishale veya kronik kabızlığa yol açabilir.
Stres, besinlerin sindirilmesine yardımcı olan mikroorganizmalara zarar verip, mide florasındaki hassasdengelerir organizmalar dengede olduklarında her zluğa yol açmazken, denge bozulduğunda toksik bile olabilirler.
NE YAPILMASI GEREKİR
* Meyve sebze tüketiminizi arttırın. Özellikle muz, soğan, sarımsak mide florasını iyileştirir.
* Günlük aldığınız sıvı miktarını ayarlayın.
* Alkol miktarını abartmayın, midenize zarar verebilir.
* Antibiyotikleri fazla kullanmayın. Onlar mide florasına zarar verdiği için, vücut için yararlı mikroorganizmaları da yok edebilir.
Stres ve Ruhsal Durumunuz
Hepimizin iyi ve kötü günleri vardır, o bakımdan rutin iniş çıkışlarımıza pek önem vermeyiz. Kısa vadede stres kendini düşük öz saygı, sinirlilik, suçluluk duygusu, dünyaya olumsuz bakış gibi belirtilerle gösterir. Ancak uzun vadede bu durumlar kronikleşirse, depresyon, panik atak ve davranış bozuklukları meydana gelebilir.
Ruhsal durumumuzun bozulmasındaki ilk suçlu yine stres hormonlarıdır. Stres hormonları kortizol salgılanmasına neden olurken, kortizol depresyon, hafıza kaybı ve asabiyet gibi durumların baş nedenleri arasındadır.
Bazı depresyon vakalarında ilaç tedavisi olumlu sonuç verirken, uzmanlar insanları stres yaşamamaları konusunda uyarıyorlar. Nasıl ki düşüncelerimiz bizi değiştirebilirse, biz de düşüncelerimizi değiştirebiliriz, bunu asla unutmayın. "Kendini İyi Hissetmek, Yeni Bir Terapi Yöntemi" adlı kitabında psikolog yazar David Burns insanın kendi beyninin kimyasını değiştirebildiğini öne sürüyor. Son zamanlarda davranış terapilerinin en az ilaç tedavileri kadar iyi sonuç verdiği uzmanlarca kabul ediliyor.
NE YAPILMASI GEREKİR
* Kendinizi kötü hissediyorsanız, 20 dakika açık havada yürüyüş yapın. Hem ruhsal durumunuz düzelecek, hem egzersiz yaptığınız için beyniniz serotonin denilen mutluluk hormonu salgılayacak.
* Negatif düşüncelere kapıldığınızda, genelleme yapmak yerine, o olayları münferit olarak kabul edin. Tek başına meydana gelen negatif bir olayı, hayatınızın bütün alanlarına yaymakla büyük hata yaparsınız. Negatif düşünmeye başladığınız zaman kendinize şöyle deyin: "Bu düşüncelerim gerçekten doğru mu, yoksa abartıyor muyum? Tamam, bu olayı yaşadım ama kendimi affediyorum."
* Yüksek şeker içeren atıştırmalardan uzak durun. Mutsuz olduğunuz zaman bu tür yiyeceklerin moralinizi yükselteceği doğru ancak şekerin etkisi geçtikten sonra yeniden eski kötü ruh halinize dönersiniz.
Stres ve Doğurganlık
Stres ile kısırlık arasında net bir ilişki srese maruz kalan kadınların hormon bozukluklarına bağlı adet düzensizlikleri çektikleri bir gerçek.
Stres ile doğurganlık arasında birebir bir bağlantı kurulmasa da, hamile kalmayı düşünüyorsanız, stresinizi kontrol altında tutmanız gerekir.
Eğer doğurganlıkla ilgili sorun yaşıyorsanız veya tüp bebek için tedavi görüyorsanız, stres gerçekten düşünülmesi gereken bir faktördür. Bu tür sorunlar çeken kadınlar arasında yapılan bir araştırmada, stres faktörü ortadan kalktığında, doğurganlıklarında ilerleme görülmüştür.
NE YAPILMASI GEREKİR
* Meditasyon, yoga ve kaslarınızı gevşeten aktivitelere yönelin. Bunu söylerken televizyonun karşısına yıkılın demiyoruz, dinlenin, ama aktif dinlenmeye çalışın.
* Her gün birkaç dakika boyunca derin nefes egzersizi yapın. Önce rahat bir yere oturun, sırtınızı dimdik tutun. Diyaframınızdan nefes alın.
* Anı yaşayın. Geçmişi ve geleceği unutun. Daha önce üzüldüğünüz olaylara bir daha üzülmenize gerek olmadığı gibi, gelecekte belki de hiç meydana gelmeyecek olaylar için endişelenmenize de gerek yok. Yaşadığınız anın keyfini çıkarın. Ufak şeylerle mutlu olmayı öğrenin. Yolda yürürken yüzünüzü okşayan rüzgara, mutfağınızda favori yemeğinizi pişirebildiğinize şükredin.
Cosmodergi.com



